Mondros Mütarekesi

Agamemnon_at_Mudros Zırhlısı

Mondros Ateşkes Antlaşması Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan ateşkes belgesi. Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, Büyük Britanya adına Amiral Arthur Gough-Calthorpe (Anlaşma Devletlerinin Akdeniz filo komutanı) tarafından Limni adasının Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin yıkımından sonra kurulan modern Türkiye'nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milli Beyannamesinin birinci maddesi, "30 Ekim 1918 tarihli antlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür]." demek suretiyle, Milli Mücadele'nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Ateşkes Antlaşmasına gönderme yaparak tanımlar. Osmanlı ordularının 19 Eylül 1918'de Filistin'de İngiliz hücumu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim'de Şam'ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükümeti 5 Ekim'de İngiltere ile ateşkes sağlanması için ABD'nin arabuluculuğuna başvurdu. Bu arada 29 Eylül'de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul'a yönelmesi olasılığı doğmuştu 8 Ekim'de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa'nın 14 Ekim'de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu halde hükümetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 18 Ekim'de Türkiye'de esir bulunan İngiliz generali Townsend, Türkiye'nin ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli'ye gönderildi. 24 Ekim'de İngiliz hükümeti Limni'de bulunan Amiral Calthorpe'a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi. Ertesi gün Türk hükümetinin görevlendirdiği Rauf Bey Zafer römorkörüyle Foça'dan Midilli'ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. 27 Ekim'den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı antlaşma imzalandı. 1 Kasım sabahından geçerli olmak üzere Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında ateşkes ilan edildi. Müzakerelerde Rauf Bey'e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti. 28 Ekim günü Fransız hükümeti bir notayla antlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı. (Savaşın bu aşamasında Türkiye sadece İngiltere ile fiili çatışma halindeydi.) Bu esnada 24 Ekim'de Almanya'da ihtilal başladı. 3 Kasım'da Avusturya-Macaristan Villa-Giusti Antlaşması ile savaştan çekildi. 7 Kasım'da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 11 Kasım'da Compiègne Ormanı'nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl da tahtını bıraktı.

Antlaşma Koşulları

SlLÂH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ (Armistiee Convention) Mondros, 30 Ekim 1918
İngiltere Hükümetinin, Müttefikleriyle anlaşmış olarak, yetkili kıldığı İngiltere’nin Akdeniz Donanması Başkomutanı Sayın Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Türk Hükümetinin yetkili kıldığı Donanma Bakanı Sayın Rauf Bey, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Reşat Hikmet Bey ve Genelkurmay'dan Yarbay Sadullah Bey arasında kararlaştırılıp bağıtlanan Silâh Bırakışımı koşulları:
1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının açılması ve Karadeniz'e geçişin sağlanması; Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin Müttefiklerce işgal edilmesi.
2. Türk sularındaki tüm mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve öteki engellerin yerlerinin gösterilmesi ve bunların taranması ya da kaldırılması için, istemde bulunulunca, yardım edilmesi.
3. Karadeniz'deki mayınlara ilişkin eldeki tüm bilgilerin verilmesi.
4. Müttefik savaş tutsakları ve gözaltında bulundurulan ya da tutsak olan Ermenilerin tümünün İstanbul'da toplanarak, hiç bir koşula bağlı olmaksızın, Müttefiklere teslim edilmesi.
5. Sınırların denetlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli olan askerî birlikler dışında, Türk Ordusunun gecikmeksizin terhis edilmesi (Birliklerin insan gücü ve konuşu, daha sonra, Müttefiklerce, Türk Hükümetine danışılarak, saptanacaktır).
6. Türk karasularında ya da Türkiye'nin işgalindeki sularda bulunan tüm savaş gemilerinin teslim edilmesi; Türk karasularında kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek belirli küçük gemiler dışında, anılan gemilerin gösterilecek Türk limanında ya da limanlarında gözaltına alınması.
7. Müttefiklerin, kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı bulunması.
8. Şu sırada Türk işgali altında olan tüm limanların ve barınakların Müttefik gemilerince özgürce kullanılması ve düşman tarafından kullanılmasının Önlenmesi, özdeş koşullar, ticaret ve Ordunun terhisi amaçları için Türk sularında bulunan Türk ticaret gemilerine de uygulanacaktır.
9. Tüm Türk limanlarında ve tersanelerinde her türlü gemi onarımı kolaylıklarından yararlanılması.
10. Toros tünel sisteminin Müttefiklerce işgali.
11. Kuzey - batı İran'daki Türk Birliklerinin gecikmeksizin savaş öncesi sınırların gerisine çekilmeleri için daha önce verilmiş bulunan buyruk yerine getirilecektir. Kafkasların [Trans - Caucasia, Maverai Kafkas] bir bölgesinin Türk Birliklerince boşaltılması daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu bölgenin geri kalan bölümünün boşaltılmasına, oradaki durum Müttefiklerce incelendikten sonra, gerek görülürse, girişilecektir.
12. Türk makamlarının haberleşmeleri dışında, tüm telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının Müttefiklerce denetim altına alınması.
13. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yok edilmesinin önlenmesi.
14. Ülkenin gereksinimleri karşılandıktan sonra, Müttefiklere Türk kaynaklarından kömür, akaryakıt ve deniz gereçleri satın alma kolaylıkları gösterilmesi. Bu nesnelerden hiçbiri ihraç edilmeyecektir.
15. Kafkasya demiryollarının şu sırada Türk denetimi altında bulunan bölümlerini de kapsamak üzere, tüm demiryollarında, halkın gereksinimleri gereği gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, Müttefik makamlarının bunları tümüyle diledikleri gibi kullanabilmeleri amacıyla, Müttefik Denetleme görevlilerinin yerleştirilmesi. Bu hüküm Batum'un Müttefiklerce işgalini de kapsar. Türkiye, Bakü'nün Müttefiklerce işgaline hiçbir biçimde karşı çıkmayacaktır.
16. Hicaz'da, Asir'de, Yemen'de, Suriye'de ve Irak'da tüm garnizonların en yakın Müttefik komutanına teslim olmaları ve, 5. Maddede Öngörülen düzenin korunması için gerekenler dışında, tüm Birliklerin Kilikya'dan çekilmesi.
17. Trablus ve Bingazi'deki tüm Türk Subaylarının en yakın İtalyan garnizonuna teslim olmaları. Bunlar teslim olma buyruğuna uymazlarsa, Türkiye, bu Subaylara ikmal gönderilmesini ve kendileriyle haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
18. Mısrata'yı da kapsamak üzere, Trablus ve Bingazi'de işgal edilen tüm limanların en yakın Müttefik garnizonuna teslimi.
19. Denizci, asker ve sivil tüm Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olanaklı en erken bir tarihte çıkartılması.
20. Beşinci Madde uyarınca terhis edilecek Türk Ordusunun, taşıtlarıyla birlikte, araç ve gereçlerinin, silâhlarının ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda verilebilecek buyrukların yerine getirilmesi.
21. Müttefiklerin çıkarlarını korumak için Türk Donatım [iaşe] Bakanlığına bir Müttefik temsilcinin atanması. Bu temsilciye, işbu amacın gerektirdiği tüm bilgilerin verilmesi.
22. Türk tutsaklarının Müttefik Devletler buyruğunda tutulması. Askerlik çağı dışındaki Türk sivil tutsakların salıverilmesi konusu göz önünde tutulacaktır.
23. Türkiye bakımından Merkez Devletleri [Almanya, Avusturya] ile tüm ilişkilerin kesilmesi zorunluğu.
24. Altı Ermeni ilinde [Vilâyatı sitte] karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
25. Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemler 31 Ekim 1918 Perşembe günü, yerel saatle öğleden başlamak üzere, duracaktır. Limni'de, Mondros limanında, İngiltere Kıratlığının Agamemnon Savaş Gemisinde, 30 Ekim 1918'de, iki örnek olarak, imzalanmıştır.
ARTHUR CALTHORPE HÜSEYİN RAUF REŞAD HİKMET SADULLAH

Antlaşma Sonrası Uygulamalar

13 Kasım 1918'de İtilaf donanmalarına mensup bir filo, ateşkesin 1. maddesi uyarınca Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki askeri tesisleri işgal etti. Aralık 1918 ve Ocak 1919 aylarında Fransız ve İngiliz birlikleri, 10. ve 16. maddeler uyarınca Antakya, İskenderun, Adana, Tarsus, Kilis ve Antep'e girdiler. 11-26 Kasım tarihleri arasında Türk ordusu Batum, Ardahan, Ahıska ve Kars'ı tahliye etti. Bu yerlerde Türk direniş örgütlerinin denetiminde, Sovyet modelinden esinlenen milli şura hükümetleri kuruldu. İtalya Fransızların Kilikya (Adana) bölgesine girmesini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit sayarak protesto etti. 22 Mart 1919'da antlaşmanın 7. maddesini gerekçe göstererek tek taraflı olarak Antalya'yı işgal etti. Bu olay Paris'teki barış konferansında diplomatik bir krize yol açtı. Nisan ayında İtalya bir ay süreyle barış konferansını terketti.

Bu olaylar dışında antlaşmanın ilk altı ayı önemli gerilimler olmadan geçti. İstanbul'daki İtilaf temsilcileri ile Türk hükümeti arasındaki en ciddi sorunlar, eski İttihat ve Terakki yöneticilerinin savaş ve tehcir suçları nedeniyle yargılanması ve tutuklanması konusundan doğdu. Antlaşmanın nisbi sessizlik dönemi Mayıs 1919 başlarında sona erdi. Bu tarihte Paris Barış Konferansı, Mondros'ta verilmiş sözlere aykırı olarak, İzmir'in Yunanlılarca işgali kararını aldı. Aynı günlerde Türkiye'nin birçok köşesi İtilaf devletlerince işgal edildi; Kars ve Batum milli şura hükümetleri İngilizler tarafından dağıtıldı. Aynı günlerde ilan edilmesi beklenen barış antlaşması belirsiz bir geleceğe ertelendi.

Yavuz Zırhlısı

Yavuz Zırhlısı Ateşkesin ilginç ayrıntılarından biri, 6 madde aracılığıyla Yavuz zırhlısının Türkiye'de kalmasının sağlanması idi. Alman donanmasının en güçlü gemilerinden biri olan Goeben zırhlısı savaşın ilk günlerinde Türkiye'ye gelmiş, Osmanlı donanmasına katılıp adı "Yavuz" olarak değiştirildiği halde, mürettebatı ve kaptanı Alman kalmıştı. Rauf Bey ile Calthorpe arasında anlaşmaya varıldığı şekliyle madde, geminin Haliç'te hapsedilerek Almanların eline geçmesini önlemeye yönelikti. 2 Kasım'da yapılan hassas bir operasyonla Liva Amiral (Tuğamiral) Arif Paşa Yavuz zırhlısını Osmanlı zabit ve eratıyla ele geçirdi ve Haliç'e hapsetti.

Alman Donanması'nda 1911'de Hamburg tersanelerinde yapılan Moltke sınıfı iki gemiden biri olan SMS Goeben, 1912'de Alman Akdeniz Savaş Filosu (Deutsche Mittelmeer Dvision)'na katıldı. O yıllarda Akdeniz'in en kuvvetli gemisiydi. Birinci Dünya Savaşı başladığında, İngiliz Kraliyet Donanması Komutanı Winston Churchill bu geminin ne pahasına olursa olsun ele geçirilmesini istemişti.

Akdeniz'de Osmanlı Donanması'na katılma emrini alan Amiral Souchon yönetiminde 10 Ağustos'ta Breslau ile birlikte Çanakkale Boğazı'ndan Marmara'ya giren geminin, 16 Ağustos'ta Osmanlı Devleti'ne satıldığı Alman Hükümeti tarafından açıklandı. Amiral Souchon, Erkan-ı Harbiye Reisi Enver Paşa ile Rusya'nın Sivastopol liman kentine bir baskın planladı ve uyguladı. Osmanlı Donanması tarafından "Yavuz Sultan Selim" ismi verilmiş gemi bu baskında görev yaptı. Ünlü Sivastapol baskınından sonra 2 Kasım'da Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.

Cumhuriyet Dönemi Saltanat kalktıktan sonra "Yavuz Selim" 1930 da Türkiye Cumhuriyeti Donanmasının Sancak Gemisi olarak ve 1950 ye kadar görev yaptı. 19 Kasım 1938'de, Atatürk'ün naaşını İstanbul'dan İzmit'e taşıdı. 1950'de aktif görevden ayrıldı. Daha sonra Gölcük yakınındaki Kavaklı´ya çekildi. 18 Aralık 1969´da, Adalet Partisi hükümeti döneminde Makine Kimya Endüstrisi'ne satıldı. 7 Haziran 1973'te, Türk tarihinin akışını değiştiren olaylara imza atmış TCG YAVUZ, silahları ve teknik parçalarından önemli bir kısmı çıkarılıp sonra hurdaya ayrıldı ve İtalyanlara jilet yapmak üzere satıldı.

Yavuz Zırhlısı Hakkında Detaylı Bilgi

Mondros'un Sonuçları : Anadolu Hareketinin Doğuşu

Mondros mütarekesinin uygulama tarzı, galip devletlerin Türkiye’yi yok etme çabalarını açıkça göstermekteydi. Bunlara karşı Padişah’ın ve Osmanlı Hükümeti’nin boyun eğmesi memleketi çok karanlık bir yöne sürüklüyordu. İşgal edilen yerlerde, Türklere esir muamelesi yapılıyor, azınlıklar alabildiğine şımartılıyordu. Ermeniler ve Rumlar büyük devletlerin teşvikiyle taşkınlıklara başlayınca; yurdun hemen her tarafında, Türk halkı bir araya gelerek topraklarına göz dikenlere karşı cemiyetler, dernekler ve çeteler kurmaya başladılar. Bu ilk örgütlenme biçimini Fevzi Çakmak Paşa şöyle tanımlamaktadır. “Mondros Mütarekesi’nden sonraki aylarda, bir uçaktan Anadolu’ya baksaydınız yer yer yanan ateşler görürdünüz. Bunlar pırıl pırıl yanan çoban ateşleridir. Bunlar. “Müdafa-i Hukuk” ateşleridir

Başlıca Milli Teşkilatlar

Millî Mücadele döneminde, neredeyse memleketin her il ve ilçesinde bir millî teşkilat vardır. Belli başlıları aşağıda gösterilmiştir.

KARS MİLLİ İSLAM ŞURASI


Rusya’daki Bolşevik idaresi ile 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litowsk Antlaşmasına göre, Osmanlı Devleti’nin 1978 Berlin Antlaşması’nda savaş tazminatı karşılığı Rusya’ya bırakmak zorunda kaldığı Kars, Ardahan ve Batum iade edildi. Buraların teknik deyimi “Elviye-i Selase”, yani üç “Liva”dır. Antlaşmanın imzalanmasından sonra Vehip Paşa, 10 Mart 1918’de Ermeni, Gürcü ve Ruslardan Kars, Ardahan ve Batum’u tahliye etmelerini ister. Ermeni ve Gürcülerin karşı koymalarına rağmen Türk Orduları 5 Nisan’da Sarıkamış, 14 Nisan’da Batum, 25 Nisan 1918’de de Kars’a girer. Bu surette Elviye-i Selase tekrar fiilen Türk idaresine geçmiş olur. Bununla birlikte halkın idaresini mi, yoksa Rus idaresini mi istediğini öğrenmek için Osmanlı Devleti bölgede bir oylama yapmaya karar verir. Bu amaçla Dahiliye Nezareti Müşteşarı Abdulhaluk (Renda) Bey başkanlığında, Kars’a Hilmi (Uran), Ardahan’a Şükrü (Kesebir), Kağızman’a Asaf Tal’at, Oltu’ya da Necati Bey Mutasarrıf Vekilliğine (Mülkiyet Müfettişi) atanır. Hilmi Uran, Kars’a gittiğinde gördüğü manzaraları hatıralarında şöyle anlatır: “Ruslar ve Ermeniler evlerini olduğu gibi bırakıp kaçmış oldukları için, biz vardığımız da Kars, hakiki bir sahipsizlik durumunda ve büyük bir hercümerç içinde idi... Hemen her köylü evini Ermenilerin yaktığından ve eşyasını Ermeniler alıp götürdüğünden şikayet eder ve boynunu bükerek kasaba da kendisine ev ve eşya isterdi.”

Haziran ve Temmuz’un ilk yarısında tamamlanan ve Ağustos’un ikinci haftasında açıklanan sonuçlara göre; üç vilayette oy kullanma hakkına sahip olan 87.048 kişiden 85.129’u Türkiye’yi, 441’i Rusya’yı tercih etti. 1693 kişi de tercih bildirmedi. Böylece Elviye-i Selase halkın reyi ile de Türkiye’ye katılmış oldu. 15 Ağustos 1918’de Elviye-i Selase’den gelen bir heyeti kabul eden Sultan VI. Mehmet Vahideddin’in aynı gün yayınlanan fermanı ile Kars, Ardahan, Livana (Artvin) ve Batum kaleleri ile yöresinin anavatana katılma dilekçelerinin kabul olunduğu resmen ilân edilerek, genel idarenin ona göre düzenleneceği bildirilmişti.
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Kars için kara günler yeniden geldi. Mütareke’nin 11. Maddesine göre, Kafkaslarda harpten önceki sınırlara çekilinecektir. Bölgeyi İngilizlerin işgal edeceği işitilir. O Sırada Kars’ta bulunan 9. Ordu Komutanı Mirliva Yakup Şevket Paşa, İngilizlerle temasa geçmek istemediğinden Kars’ı teşkil edilecek millî bir hükümete devretmeyi daha uygun buldu. Kars Mutasarrıfı Hilmi (Uran) Beyin de yardımıyla 5 Kasım 1918’de Kars ve çevresinde, Türkğİslâm ahali “Kars İslâm ޞrası” adıyla kendi “Milli Hükümeti’ni” kurarak idareyi Osmanlı Devleti’nden resmen devralmışlardı.
Kars İslâm ޞurası, Piroğlu Fahreddin (Erdoğan) Bey tarafından kurulmuştur. Şura’nın Merkez Heyeti İdare Reisliğini CihangirğZâde İbrahim Bey üstlenmişti. Kars Milli İslâm Şurası, 17Ö18 Ocak 1919’daki ikinci kongresinde GüneyğBatı Kafkasya Geçici Milli Hükümeti anlamına gelen “Cenžbği Garbi Kafkas Hükümetği Muvakkataği Milliyesi” adını aldı. ޞrâ, 12 Nisan 1919 Cumartesi günü Kars’ı işgal eden İngilizler tarafından basıldı. Cenžbği Garbi Kafkas Cumhuriyet’i Cumhurbaşkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey, bazı hükümet üyeleri, bazı mebuslar ve görevliler orada hemen tevkif edildiler. Tutuklananlar, o gün akşam Gümrü’den gelen ve Ermeni askerlerini taşıyan trenle önce Tiflis’e, oradan Batum yolu ile İstanbul’a ve daha sonra Malta’ya sürgün edildiler.

MİLLİ KONGRE CEMİYETİ
Mondros Mütarekesi sonrası, Rumların İstanbul’da teşkilatlanıp Megola-İdea uğrundaki çalışmalarına engel olmak için, göz hekimi Esat Paşa’nın çağrısı ile Türk Ocağı, Kızılay, Muallimler Cemiyeti, Baro ve her fakültenin mezunlar cemiyeti başta olmak üzere, 70 kadar cemiyetten ikişer temsilcinin katılması ile 29 Kasım 1918’de “Milli Kongre” adı ile partiler üstü bir teşkilat kuruldu.Millî Kongre programının ana fikri, Türk Millî Mücadelesi’nin ilk işaretleri niteliğindedir. Bildirinin bir yerinde “Ancak siyasi ve iktisadî istiklâl ile yaşayacak olan vatan”, birkaç noktasında “Kuva-yi Milliye” ifadelerini kullanan Milli Kongre, tatbikatta da canlılığını göstermiştir. Milli Kongre “Kuva-yi Milliye” deyimini kullanan ilk siyasî teşekküldür. Mensuplarının çoğu sonradan Anadolu katılmıştır.


TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA-İ HUKUK HEY’ETİ OSMANİYESİ
Mondros Mütarekesi’ni imzaladıktan sonra, İstanbul’da 2 Kasım 1918 günü Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı verilen cemiyet resmen olmasa da fiilen kurulmuştur. Cemiyet, Edirne Mebusu Faik (Kaltakkıran), Belediye Reisi Şevket ve Avukat Şeref Bey tarafından kurulur. Trakyalıların, haklarının muhafazasını sadece hükümetten beklemeyerek, bu hakların savunmasını bizzat kendi ellerine almayı ve halka dayanmayı gaye edinen böyle bir cemiyeti kurmaları çok ümit verici bir hareket olmuş, bilhassa bu bölgenin vatansever, aydın evlatlarını sevindirmiştir.
Cemiyet, Trakyalılara hitaben yayınladığı beyannamede kuruluş gayesini şu şekilde açıkladı: “Ecdadımızın celâdet yadigârı olarak, Avrupa’da elimizde yalnız Edirne vilayeti kalmış iken bu mübarek toprakların Müslüman olan mühim bir kısmı da kötü idare yüzünden Bulgar boyunduruğuna geçmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi, son zamanlarda payitahtın bekçisi olan yurdumuza da göz dikildiğini görmekten elem ve ızdırap duymaktayız...Türklerin gadre uğramış haklarını müdafaa etmek üzere Trakya Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniye’si kurulmuştur. Milletin hayrını isteyenlerden bir heyet, bu vatan hizmetini omuzlarımıza yükledi.”
Cemiyet’in ilk kuruluşunda, Trakya’ya saldıracak dış düşmanlara karşı, kurucular, silahlı bir mücadeleyi düşünmektedir. 7 Kasım 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetine katılmış ve onun nizamnamesini kabul etmiştir.

VİLÂYÂT-I ŞARKİYE MÜDAFAA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ
Mütarekeden sonraki endişe ve heyecan dolu günlerde, memleketi korumak ve onu türlü ihtiraslara kurban etmemek maksadıyla İstanbul’da kurulan cemiyetlerin başında 4 Aralık 1918’de kurulan Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti gelir. Millî Kongrelerin toplanarak beyannameler yayınladığı sıralarda dönemin Sadrazamı Tevfik Paşa hükümetinin teşviki ile, bilhassa doğu vilayetlerine mensup aydın kimseler, bu vilayetlerin Ermenilere verileceği endişesiyle böyle bir millî bilinci oluşturarak çalışmayı faydalı bulmuşlar ve bu cemiyeti kurmuşlardır. Çünkü kurulacak Ermenistan’ı Avrupa ve Amerika’nın büyük gazeteleri propaganda ediyorlardı. Müstakil Ermenistan’ın sınırları, Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Urfa, Maraş’ı ve Kilikya’yı kapsayarak, Akdeniz’e kadar iniyordu. Bu propagandadan ve bu fikir yürütücülerinden haberdar olan Babıali; hiç olmazsa karşı propaganda yapma lüzumunu hissetmiş, doğu vilayetlerinin münevver insanlarını hariciye vekâletinde gizli bir toplantıya davet etmişti. Toplantı neticesinde “Vilayet-i Şarkiye Müdafaai Hukuk Cemiyeti”nin yayın organı olarak Süleyman Nazif Bey’in o sıralarda çıkarmakta olduğu “Hadisat” gazetesi uygun bulunmuştu. İsviçre tarafsız bir devlet olduğundan, orada da, Fransızca bir gazete yayınlanmaya ve icabında mühim olan siyasî merkezlere hususi heyetler gönderilerek, Ermenistan’a verilmesi istenilen yerlerde bir Ermeni çoğunluğunun bulunup bulunmadığını anlatarak, Avrupa millet ve halkının aydınlatılmasına çalışmak istenmişti. Bütün bunların yapılabilmesi için de cemiyete 50 bin lira miktarında bir de para verilmişti.
Cemiyet merkezi kurulduktan sonra ard arda yaptığı birkaç toplantıdan sonra aşağıdaki esasların müdafaasına karar verdi:
Doğu vilayetleri tarih itibariyle bir Müslüman-Türk memleketidir. Bu bölgede Ermeniler öteden beri küçük bir azınlıktır. 50 yıldan beri Ermeniler bu bölgede çeşitli siyasî öldürmeler ve komitecilikle, Müslümanları, kendilerini müdafaa zorunda bırakmışlardır. İlk hareket ve teşebbüs daima onlardan gelmiştir. Cemiyet’in Erzurum şubesi İstanbul merkezinden yetki alarak 10 Mart 1919’da Cevat Dursunoğlu tarafından kurulmuştur.
Erzurum Müdafaa-i Hukuk teşkilatına asıl güç veren şey, bu memleketin heyecanlı evlatlarının durmadan, bütün güçlüklere rağmen, ümitsizliğe düşmeden yaptıkları teşebbüs ve çalışmalardı. Bilhassa Süleyman Necati’nin çıkardığı “Albayrak” gazetesi bütün millî isteklere, millî iradeye tercüman oluyordu. Gün geçtikçe daha iyi görülen millî tehlike karşısında, kurtuluş için herkesin tek çare olarak görülen bu cemiyetin etrafında toplanması, orduya duyulan ihtiyacı da artırıyordu. 15. Kolordu Komutanı olarak Kâzım Karabekir Paşa’nın Erzurum’a gelmesi ve kendilerine destek vermesi büyük bir memnuniyeti ortaya çıkardı. Çok geçmeden Mustafa Kemal Paşa’nın da Erzurum’a gelmesi ile Cemiyet Milli Mücadele’nin en önemli basamaklarından biri olma mazhariyetine erişmiş oldu.

TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ
Mondros Mütarekesinden sonra, Doğu Karadeniz Bölgesinde bir Pontus-Rum Devleti kurulması ihtimali ile Ermenilerin bölgeye yönelik talepleri ve galip devletlerin bu gruplara verdiği siyasî destek karşısında, vatanın kendi imkânları ile korumaya karar veren bölgenin Müslüman-Türk halkı, kendi siyasal örgütlenme kararını verdi. Örgütlenmenin gelişimindeki önemli merhalelerden birisi “Selâmet” gazetesinin yayına başlaması oldu. Ardından Elviye-i Selâse’de gerçekleştirilen kongrelere temsilci gönderildi.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti 10 şubat 1919’da Murathanzâde Ziya Bey başkanlığında Trabzon’da kuruldu. Cemiyetin kuruluşu, Trabzonluların bölge üzerindeki karanlık emellere karşı, Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak amacıyla giriştikleri teşkilatlanma faaliyetlerinin en anlamlısı ve en etkilisi oldu. Mahallî amaçlarla kurulmuş olmasına rağmen, Milli Mücadeleye önemli katkılar sağladı. Erzurum Kongresi’nin toplanmasına öncülük eden iki cemiyetten biri olma onurunu paylaştı.

Cemiyet, kuruluş amacını şöyle belirtmişti: “Vilayetin Osmanlı Devleti’ne bağlılığını korumak amacıyla ilmî belgelerle gerekli savunmalarda bulunmak ve millî haklarımızı koruyacak vasıtaları sağlamaya çalışmak. Bunu için tarihî, sosyal ve iktisadî belgelerin toplanması ve istatistikler düzenlenmesiyle itilaf hükümet ve temsilcilerine muhtıralar verilmesi, Wilson prensiplerine göre barış konferansında milli haklarımızı korumak üzere gerektiğinde muhabir ve vekiller gönderilmesi, eski milli haklarımızın milletlerin kendi mukadderatlarını belirleme hak ve yetkilerine dayanarak ihlâl edilmemesi hususunda etkili girişimlerde bulunması


İZMİR MÜDAFAA-İ HUKUK-I OSMANİYE CEMİYETİ
Mondros Mütarekesi’nden sonra Batı Anadolu’da gelişen olayların ilk adımı, 6 Kasım 1918 Cumartesi günü düşman donanmasının İzmir Körfezi’ne demirlediği gün atılır. O gün Rumlar arasında büyük bir hareketlilik olur. Bu 15 Mayıs 1919’da yaşanacak olan Yunan İşgali’nin bir tür ön denemesidir. O gece, Kordondaki Sporting Club’ün verandasında, Moralızâde Halit Bey ve diğer vatanseverler İzmir’i Yunanlılara karşı savunmak için İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdular. Cemiyet 1 Aralık 1918 günü tüzüğünü vilayete vererek resmiyet kazanır. Cemiyetin kayda değer ilk ciddi girişimi Mart 1919’da oldu. Bunlardan biri İstanbul’a bir heyet gönderilerek Sadrazam Tevfik Paşa’ya ve İşgalci devletlerin İstanbul’daki Yüksek Komiserlerine birer muhtıra vermeleri ve Yunanlıların Ege Bölgesine asker çıkarmalarını bu yolla engellemeye çalışmaları olur.
Cemiyetin çok daha önemli girişimi, İzmir’de bir kongre toplamak oldu. Bu konuda, Vali Vekili Nurettin Paşa kendilerine büyük kolaylıklar gösterdi. Aydın Vilayetine bağlı yerlere telgraf çekerek, belediye başkanlarının, müftülerin, şehirlerinden dörder, ilçelerden ikişer olarak seçecekleri delegeleri İzmir’de toplanacak kongreye göndermelerini istedi. Kongre, 17 Mart 1919’da çalışmalara başladı.

Cemiyet, kongreden sonra bölgesel bir güç kazandı ve temsil yetkisi, hareket alanı genişletildi. Ancak, İstanbul Hükümeti, kongre muhtırasının yayınlanmasından üç gün sonra Nurettin Paşa’yı İzmir Valiliğinden alıp onun yerine İzzet Paşa’yı vali olarak atadı. Vali İzzet Paşa’nın baskıları sonucu cemiyet çalışamaz hale geldi. Bunun üzerine Cami Bey, cemiyet faaliyetlerini İstanbul’da yürütmek üzere görevlendirildi. Ve Mart 1919 başlarında, cemiyet içinde gizli olarak kurulan “Müdafaa-ı Vatan” komitesinin etkinliğinin arttırılması kararlaştırıldı. 14 Mayıs’ta işgal söylentileri üzerine cemiyet kurucuları, Türk Ocağı üyeleri ile İzmir’in genç aydınlarının yaptığı bir toplantıda “Müdafaa-i Vatan” komitesinin adının “İlhak-ı Redd Heyeti Milliyesi” olarak değiştirilmesine karar verildi. Toplantı sonunda işgal ile ilgili kararlar alındıktan sonra bir miting yaptırılması kararlaştırıldı ve Maşatlık mitingi için Anadolu matbaasında Wilson prensiplerini hedef alan bir bildiri bastırıldı. Bildiride”...Güzel memleket Yunan’a verildi...Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin maşatlıktadır. Oraya yüzbinlerle toplan ve ezici çoğunluğunu bütün dünyaya ilân ve ispat et...” deniyordu.

KARAKOL CEMİYETİ
Millî Mücadele döneminde adına sık sık rastlanan kuruluşlardan biri de Karakol Cemiyeti’dir. İşgal altındaki İstanbul’da millî bütünlüğe düşman kuruluş ve faaliyetleri karşısında Milli Mücadeleyi destekleyen en eski ve önemli kuruluşlardan biridir. Bazı kaynakların 13 Kasım 1919’da kurulduğunu kaydettikleri Karakol Cemiyeti’nin, tam ve gerçek kuruluş tarihinin Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra olduğu anlaşılmaktadır. Başlangıçta İttihat ve Terakki Fırkası’nın lidersiz kalan mensupları arasında gizli bir korunma ve direniş grubu halinde oluşan Karakol Cemiyeti, daha sonra Anadolu’da başlatılan Millî Mücadele’yi destekleyen gizli bir kuruluşa dönüşecektir.

Cemiyet’in ilk kurucuları Kurmay Albay Kara Vasıf, Dava Vekili İsmail ile Emekli Yüzbaşı Bahâ Said Bey’dir. Milli Mücadele’de yer almış olan Kurmay Albay Mehmet Arif Bey (Ayıcı Arif) Karakol Cemiyeti’nin kuruluşu ve hizmetlerini şu şekilde anlatmaktadır: “İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Sivas eski mebusu Kara Vasıf Bey’in girişimleriyle İstanbul’da gizli olarak bir cemiyet kurulmuş ve bu cemiyet İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgaline kadar övgüye değer biçimde çalışma yapmıştır... İstanbul halkının, memurları ve çalışanlarının sayesinde (Damad) Ferit Hükümeti’nin ve İngilizlerin kontrolü altında bulunan ambar ve depolarından geceleyin aşırmak suretiyle muhtelif tarihlerde İstanbul’dan (56000 mekanizma, 320 makinalı tüfek, 1500 tüfek, bir batarya top, 200 sandık cephane, 1000 takım elbise, bir milyon giyim nal ve mıh, 1500 matara, 1000 tona yakın malzeme ve çeşitli askerî eşya) Anadolu’ya geçirilmiştir.”
Kara Vasıf Bey tarafından kaleme alınan cemiyet programına göre cemiyetin amacı 2, 4 ve 5. Maddelerde şöyle açıklanmaktadır: “Türk ve Müslüman milletin hukuk ve hürriyetini yok etmeye çalışanlara karşı bütün hükümet ve cemaatle birlikte çalışmak; Hürriyet ve İstiklâl için gerekirse silahlı mücadeleye girerek hür ölmek, fakat asla esir ve zelil yaşamamak, dışarıda ise amaca ulaşmak için insanlık düsturu ile hareket eden bütün kuvvetlerle işbirliği yaparak, hürriyet ve istiklâlimiz için onlardan yardım almak”.

Kaynakça

Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye'nin Siyasal Andlaşmaları, İsmail SOYSAL, 12, 13, 14 ss.
http://www.turkishnavy.com
Selçuk Üniversitesi Tarih Dersi Ders Notları
Rauf Orbay, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e (Hatıralar), der. Cemal Kutay, IV.131-245.
Minber 1 Teşrin-i Sani 1918; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, IV.450-451,
Erol Kaya, Mustafa Kemal Atatürk'ün İlk Gazetesi Minber, İstanbul 2007, s. 164.